2. Uluslararası Kadın Çocuk Sağlığı ve Eğitimi Kongresi

2. Uluslararası Kadın Çocuk Sağlığı ve Eğitimi Kongresi Yıl:2017  Sayı: 2  Alan: Kongre

Aybüke BERBER,Havva KAÇAN SOFTA
GEBELİKTE ŞİDDET VE HEMŞİRELİK
 
Özet: Türkiye’de toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin neden olduğu başlıca olgulardan biri kadına yönelik şiddettir. Kadına yönelik şiddettin bir çeşidi de gebelikte görülmektedir. Literatürde gebelikte şiddet görülme sıklığında artış olduğu belirtilmektedir. Gebelikte şiddetin önlenmesi de hemşirelere önemli roller düşmektedir. Hemşireler şiddete maruz kalma yönünden gebelik boyunca takip etmeli, gebe kadınların eşlerene gebelik süreci konusunda eğitimler vermelidir. Giriş: Kadınlar iş yaşamlarında, toplumsal yaşamlarında ve aile ya¬şamlarında şiddete maruz kalmaktadır (Şahin ve ark., 2017). Kadına yönelik aile içi şiddet, Dünya Sağlık Örgütü tarafından kadın sağlığına verdiği ciddi zararlar nedeniyle öncelikli sağlık sorunu olarak kabul edilmiştir. Kadına yönelik şiddet aile içinde fiziksel, psikolojik, ekonomik, cinsel şiddet biçiminde görülebileceği gibi silahlı çatışma durumlarında sistematik tecavüz, cinsel kölelik, gebeliğe zorlama, gözaltında taciz ve tecavüz, kadınların siyasal yaşama katılmalarının önlenmesi, töre cinayetleri, kızlık zarı muayenesi, zorla evlendirme, kadın intiharları, işyeri‐sokakta cinsel taciz, kız gebeliklerin sonlandırılması, kız çocukların ihmali biçiminde de görülebilir (Şimşek, 2011:119-126). Amaç: Bu çalışma, kadınlara yönelik şiddetin yaşandığı alan olan gebelikte şiddete maruz kalan kadınların yaşadıkları ruhsal durumlara dikkati çekmek ve literatür ışığında öneriler getirmek amacıyla hazırlanmıştır. Kapsam: Kadınların eşi tarafından maruz kaldıkları şiddet türleri, fiziksel, cinsel, duygusal ve ekonomik şiddettir.(Kaçan ve ark., 2017;Şahin ve ark., 2017:203-210). Gebelik, kadının yaşamında en riskli dönemlerden biridir ve bu dönemde gebe kadına uygulanacak şiddet bu riski daha da artırmaktadır.(Şen ve ark.,2012:22-32;Güler,2010:72-77). Gebelikte biyopsikolojik stresleri, eşlerin sorunlarla başa çıkabilmelerini güçleştirebilir. Gebelikte bebeğin istenme tablosu kadının ruh sağlığını etkileyebilir. Sıklıkla gebelikte depresyon, anksiyete görülebilir. Gebelikte uygulanan şiddet, kadında erken doğum, düşük, plasentanın erken ayrılması, doğum öncesi kanama ve erken membran rüptürü gibi pek çok soruna yol açarken bebekte de düşük doğum ağırlığı, kemik kırıkları ve yumuşak doku hasarları, akciğer ya da dalak rüptürü ve fetal asfiksi gibi yaşama şansını azaltabilecek sorunlara neden olmaktadır(Güler,2010:72-77). Gebelikte şiddeti etkileyen faktörler ise sosyal, ekonomik, kültürel, biyolojik ve çevresel faktörlerdir (Valladares ve ark., 2002:700-705). Birçok kadın, ilişkilerindeki fiziksel şiddetin ilk kez gebelik döneminde başladığını ya da var olan şiddetin bu dönemde arttığını belirtmektedir. Gebe kadın hem fiziksel, hem de duygusal olarak hassas bir dönemdedir. Bu nedenle kadına gebeliğinde şiddet uygulamak daha kolaydır ve kadın için ise daha büyük bir tehdit ve aşağılanma aracıdır. Gebelikte şiddet tüm sosyal sınıflardaki kadınlarda görülmekle birlikte risk grubunu özellikle genç, bekar ya da boşanmış, eğitimsiz, alkol ve uyuşturucu kullanan sosyoekonomik düzeyi düşük, sosyal desteği zayıf, yetersiz doğum öncesi bakım alanlar oluşturmuştur(Şen ve ark., 2012). Sağkal ve arkadaşlarının çalışmalarında, gebenin ve eşinin ilkokul mezunu olması, ekonomik durumun orta düzeyde olması, gebeliğin istenmemesi ve ailenin destek olmaması şiddetle en çok ilişkili faktörler olarak belirlenmiştir. Aynı çalışmada gebelerin %8,3’ü cinsel şiddete maruz kaldıkları belirtilmiş en az sıklıkla yaşanan cinsel şiddet olduğu ancak gebelik döneminde bile cinsel şiddetin yaşanmasının kaçınılmaz olduğu belirtilmiştir. Daha önce şiddet deneyimi olan gebe kadınlar, doğum öncesi bakım almamakta ve gebelikleri süresince yetersiz kilo almaktadırlar. Yine bu kadınlarda cinsel yolla bulaşan hastalıklar, istenmeyen ve planlanmamış gebelikler, vajinal ve servikal enfeksiyonlar, idrar yolları enfeksiyonları ve gebelikte kanama daha fazla görülmektedir (Yanıkkerem, 2007: 32-47). Sınırlılıklar: Gebelikte yaşanan şiddet ve kadın üzerinde yarattığı ruhsal belirtiler açısından ele alınması, literatürde taranan kaynaklardan yararlanılmış olması ile derleme sınırlıdır. Yöntem: Bu çalışmada ulusal ve uluslararası dergilerde basılmış makalelerden ve kitaplardan yararlanılmıştır Bulgular: Kadınların gebelik döneminde genellikle duygusal ve fiziksel şiddete maruz kaldığı ve bütün şiddet türlerinin birbiriyle bağlantılı olduğu bildirilmiştir(Kapan ve Yanıkkerem, 2016:432). Dünyada her dört kadından biri gebeliğinde fiziksel ya da cinsel olarak genellikle eşi tarafından istismar edilmektedir. Türkiye’de gebeliği boyunca fiziksel şiddete uğrama sıklığı %9.7 olarak bulunmuştur(Tezcan ve ark., 2009: 71-82). Ülkemizde yapılan bazı çalışmalarda, gebelikte fiziksel şiddete uğrama sıklığının Türkiye ortalamasının üzerinde olduğu belirtilmiştir(Ayrancı ve ark.,2002:75-87). Gebelik döneminde fiziksel şiddetin kadın sağlığı üzerine etkileri düşük yapma riskinde artış, hamilelik ve doğum sonrası depresyon düzeyinde artış, madde kullanımı, yetersiz kilo alma, anne sütünde azalma ve bunlara ek olarak anne ölümüne neden olmaktadır (Giray ve ark.2005;Yanıkkerem, 2007:32-47). Gebelikte yaşanan şiddet konusunda sağlık personeli yeterli bilgi ve donanıma sahip olmalıdır. Baysan ve Karadağlı’nın (2006) hemşire ve ebeler ile yaptıkları çalışmalarında, hemşire ve ebelerin % 32.5’inin kadına yönelik şiddet belirtilerini tanılamada, % 31.2’sinin duygusal belirtileri tanılamada ve %50.0’sinin fiziksel belirtileri tanılamada kendilerinin yetersiz oldukları belirlenmiştir. Şen ve arkadaşlarının sağlık profesyonellerinin gebelikte şiddet konusunda yaptıkları çalışma sonucunda, Sağlık profesyonellerinin tamamı gebelikte şiddeti bir sağlık sorunu olarak tanımlamakta ve % 66,7’si şiddet belirtilerini tanılamada kendilerini yeterli görmektedirler. Aynı çalışmada, sağlık profesyonellerinin gebelikteki şiddeti tanılamada problemler yaşadıkları ve şiddeti sağlık problemi olarak görmelerine rağmen şiddet olgularına yeterli ölçüde müdahale edemedikleri saptanmıştır. Sağkal ve arkadaşlarının çalışmalarında, gebelerin %10,9’unun fiziksel, %52,6’sının duygusal, %31,7’sinin ekonomik ve %8,3’ünün cinsel şiddete maruz kaldıklarını belirtmişlerdir. Gebelikte şiddetin önlenmesinde sağlık profesyonellerinin tamamının ve özellikle hastalarla daha uzun süre birlikte olan hemşirelerin gebelikte şiddeti bir sağlık sorunu olarak görmeleri, Şiddete uğrayan gebelerin bulgularının tanılanması, kayıtlara geçirilmesi ve bildirilmesi gereken yerler konusunda eğitimler verilmelidir.(Şen ve arkadaşları, 2012). Sağlık profesyonelleri tarafından yapılan girişimler, şiddetin kadının ve ailesinin üzerindeki kısa ya da uzun süreli etkilerini azaltılmasında oldukça önemlidir(Karaçam ve ark., 2006;Giray ve ark.2005; Atay,2005; Sağkal ve ark., 2014, 381-390). Sonuç: Gebe kadınlar yapılan derleme sonucunda duygusal, fiziksel, ekonomik ve cinsel şiddete maruz kaldıkları, gebelikte şiddet önemli ve artış gösteren bir kadın sağlığı sorunu olduğunu, şiddetin önlenmesi için sağlık kurumlarında çalışan hemşirelerin şiddet belirti ve bulgularını tanıması ve gerekli eşlere eğitim verilmesi, ilgili kurum ve kuruluşlarla işbirliği yapılması önerilmektedir.

Anahtar Kelimeler: Gebelik, Şiddet, Hemşirelik


 


Keywords: