2. Uluslararası Kadın Çocuk Sağlığı ve Eğitimi Kongresi

2. Uluslararası Kadın Çocuk Sağlığı ve Eğitimi Kongresi Yıl:2017  Sayı: 2  Alan: Kongre

Hatice Tuğçe AÇA
MATERNAL OBEZİTE VE EMZİRME UYGULAMALARINA OLAN ETKİSİ
 
Obezitenin dünya üzerinde üreme çağında olan kadınlar arasında yaygınlığı gittikçe artmaktadır. Obez kadınlarda amenore ve infertilite, normal kilolu kadınlara göre daha sık görülmektedir. Bu bireyler ayrıca; gebelik süresince hipertansiyon, gestasyonel diyabete ek olarak doğum süresinin uzaması gibi doğum komplikasyonu ile de daha sık karşılaşmaktadırlar. Annenin obez olması, annenin sağlığının yanı sıra bebek sağlığını da olumsuz etkilemekte olup, çocuklarda; intrauterin fetal ölüm, konjenital anomaliler, kafa travması, omuz distozisi, kalvikula kırıkları, brakiyal pleksus lezyonları ve yaşamın ilk yılı içerisinde ölüm riskinin daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Doğum sonrasında ise obez veya hafif kilolu olan anneler, normal kilolu olan annelere göre bebeklerini daha az emzirdikleri gözlemlenmiştir (Oddy, 2006). 1997-1998 yılları arasında Türkiye’de 540 merkezde yürütülen TURDEP-I çalışmasının sonuçlarına göre obezite sıklığı kadınlarda %32.9 olarak saptanmıştır. 12 yıl sonra tekrarlanan çalışmada sıklık %34 oranında artarak %44’e ulaşmıştır (TEMD, 2014). Bu oranlar obezitenin kadınlar arasında oldukça hızlı bir şekilde yaygınlaştığını göstermektedir. Anne sütü, bebeklere sağlıklı büyüme ve gelişme için ihtiyaç duydukları besin maddelerini sağlamanın normal yoludur. Hemen hemen tüm anneler, doğru bilgiye sahip olmaları halinde; ailelerinin, sağlık sistemi ve toplumun büyük oranda desteği ile başarılı bir şekilde emzirebilmektedirler (WHO 2017, http://www.who.int/topics/breastfeeding/en/). Amerikan Pediatri Akademisi, bütün bebeklerin ilk 6 ay boyunca yalnızca anne sütü ile beslenmesini tavsiye etmektedir (Liu, 2010). Emzirme; annelere, çocuklara, ailelere ve topluluklara sayısız kısa ve uzun dönemli faydalarından dolayı, bebek sağlığını ve refahını sağlaması açısından oldukça büyük önem taşımaktadır. Emzirme davranışı; annenin yaşı, etnik kökeni, eğitim durumu, geliri, doğum sayısı ve şekli, çalışma durumu, gebeliği isteme durumu ve geçmişte yaşadığı emzirme deneyimi, annenin sigara içme durumu, bebeğin emzik kullanması, gibi pek çok faktörden etkilenmektedir (Lau, 2017; Scott 2006). Yakın zamanda Kayseri il merkezinde yapılan bir çalışmada bebeklerin ilk 6 yalnızca anne sütü alma oranı %60.8, 6 aydan fazla emzirenlerin sıklığı ise %7.2 olarak tespit edilmiştir (Şahin, 2013). Bu oranlar; annelerin ilk 6 ay boyunca yalnızca emzirme davranışının oldukça az olduğunu göstermektedir. Amaç: Bu çalışma; maternal obezitenin laktasyonun başlaması ve devamı üzerine olan etkisini araştıran çalışmaları incelemek ve literatüre katkı sağlamak amacıyla yürütülmüştür. Yöntem: Pubmed, Science Direct ve ilgili diğer veri tabanlarında kayıtlı makalelerden; “obezite”, “maternal obezite” ve “emzirme” gibi anahtar kelimeler ile Türkçe ve İngilizce yapılan çalışmalar üzerinde inceleme yapılmıştır. Bu alanda yalnızca 2000-2017 yılları arasında yapılan Türkçe ve İngilizce çalışmalar taranmıştır. Bulgular: Yapılan çalışmalarda; emzirmeye başlama süresi ve devam etmenin, annenin beden kütle indeksi (BKİ) ile ilişkili olduğu gösterilmiştir. Hafif kilolu ve obez annelerin normal kilolu annelere göre doğumdan sonra bebeği ilk 6 ay boyunca emzirme ihtimali daha düşük bulunmuştur (Liu, 2010). Avustralyalı araştırmacılar; BKİ>26 kg/m2 olan kadınların doğumdan sonraki ilk üç ay boyunca emzirmeyi bırakma ihtimallerinin, daha düşük BKİ olan kadınlara göre 1.5 kat daha fazla bulmuştur (Rutishauser, 1992). BKİ>29 kg/m2 olan obez kadınlarda ise başarılı bir şekilde emzirmeyi devam ettirmek, 3.65 kat daha düşük bulunmuştur (Hilson, 1997). ABD’nde yapılan prospektif bir çalışmada ise, gebelik boyunca herhangi bir tıbbi sorun yaşamayan hafif kilolu veya obez kadınların, normal kilolu kadınlara göre emzirmeyi bırakma risklerinin her ay %11 arttığı saptanmıştır. Dolayısıyla hafif kilolu veya şişman kadınların başarılı emzirmeleri sağlamak için danışmanlık hizmeti verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır (Kistansas, 2010). Avusturalya’da 1800 anne ve bebek üzerinde yapılan çalışmada ise, şişman kadınların hiç emziremedikleri, emzirenlerin ise 2-6 ay arasında emzirmeyi bıraktıkları saptanmıştır (Daniels, 2006). Kadınların gebelik döneminin yanı sıra gebe kalmadan önceki vücut ağırlığının da emzirmeye olan etkisi yapılan çalışmalarda gösterilmiştir. Gebelikten önce BKİ’inde 1 birimlik artışın, annede süt yapımını 0.5-1 saat geciktirdiği belirtilmiştir (Hilson, 2004). Farklı çalışmalarda da obez annelerin, normal kilodaki annelere göre gecikmiş laktogenezden dolayı azalmış laktasyon gözlemlenmiştir. Dolayısıyla daha kısa süre emzirdikleri gösterilmiştir. Sonuç olarak gebelikten önce ve gebelik süresince ağırlık kontrolünün sağlanması ve emzirmenin teşvik edilmesinin gerekliliği ortaya konmuştur (Lepe, 2011). Annenin gebelikten önce sahip olduğu BKİ ve gebelik dönemindeki vücut ağırlığının, emzirme süresine etkisinin yanı sıra süt içeriğine etkisi de gösterilmiştir. Yüksek yağlı diyet ile beslenerek obez hale getirilen ratların daha az miktarda süt ürettikleri, sütlerinin daha yüksek yağ ancak daha düşük protein ve laktoz içerdiği saptanmıştır (Rolls, 1980; Rolls, 1981; Shaw, 1997; Rolls, 1986). Maternal vücut ağırlığının emzirmeye olan etkisi birkaç mekanizma ile açıklanmaktadır. Bunlardan birincisi; laktasyonun başlaması için doğumdan sonra progesteron hormonunun çekilmesi gereklidir. Obez kadınlarda, adipoz dokuda depolanmış olan progesteron seviyesinin düşmesinde gecikme olmaktadır. Fazla kilodan dolayı yükselen progesteron düzeyi ise prolaktin salgılanmasına engel olarak laktogenez gecikmekte ve annelerin emzirmeye başlama süresi uzamaktadır (Hilson, 2004). İkincisi ise, obez kadınların genelde büyük göğüs, büyük aerola, düz meme ucuna (meme başında çöküklük) sahip olmaları göğsün fiziksel olarak farklı yapısından dolayı bebeklerini tutmada ve emzirmede mekanik olarak zorluk çekebilmektedirler (Oddy 2006; Anstey, 2011). Kanallar arasında biriken yağ dokusunun da, kanallarda uygun süt akışına engel olarak laktogenezisi dolaylı olarak etkileyebildiği belirlenmiştir (Lepe, 2011). Ayrıca; obez kadınların, normal kilolu kadınlara göre duygusal anlamda emzirmeye daha az eğilimlerinin, düşük öz benlik ve özgüven ile ilişkisi olduğu, bu duruma da postnatal depresyon ve pek çok ruhsal problemi sorunun katkıda bulunabileceği saptanmıştır. Büyük göğüslü olmalarından dolayı da emzirmeden kaçınabilecekleri vurgulanmıştır (Amir, 2007). Benzer şekilde gebelik öncesi ve gebelik döneminde yüksek BKİ, kadınlarda postpartum depresyona zemin hazırlamakta ve bu durum da emzirme zamanının gecikmesine sebep olabildiği gösterilmiştir (Bliddal, 2015; Molyneaux, 2014; LaCoursiere 2010). Sonuç: Belirtilen yıllar arasında yapılmış olan Türkçe ve İngilizce çalışmaların sonuçlarına göre; pek çok faktörün kadınların emzirmeye başlama süresi ve devamlılığını etkilemektedir. Bunlardan yalnızca birisi olan annenin hafif kilolu veya obez olması ise annenin biyolojik, anatomik, fizyolojik, hormonal ve duygu durumunu değiştirerek emzirme süre ve kalitesini etkilemektedir. İncelenen çalışmalarda obez kadınların emzirme performanslarında azalma saptanmıştır. Bu açıdan değerlendirildiğinde; kadınların gebe kalmadan önce vücut ağırlığı denetimi sağlanmalıdır. Gebelik boyunca ise yaş, vücut ağırlığı, var ise çoğul gebelik ve fiziksel aktivite durumuna uyumlu şekilde kilo almalarını sağlamak için gebeler beslenme uzmanlarınca rutin olarak takip edilmelidir. Ayrıca erken ve sık emzirme laktogenezi uyardığı için, özellikle obez kadınlarda doğumdan hemen sonra kadınların, emzirmelerine tıbbi açıdan bir engel olmadığı taktirde, emzirme hakkında farkındalık artırılmalı, emzirmeleri teşvik edilmeli ve gerekli destek verilmelidir. Emzirmeye yardımcı olmak için doğumdan sonraki ilk hafta ev ziyaretleri yapmak da bu anlamda gerekebilmektedir.

Anahtar Kelimeler: Beden Kütle İndeksi, Emzirme, Maternal Obezite


 


Keywords: