2. Uluslararası Kadın Çocuk Sağlığı ve Eğitimi Kongresi

2. Uluslararası Kadın Çocuk Sağlığı ve Eğitimi Kongresi Yıl:2017  Sayı: 2  Alan: Kongre

Menekşe Nazlı AKER
KADINLIĞA VE ERKEKLİĞE GEÇİŞ, RİTÜELLER
 
Kadınlığa ve erkekliğe geçiş, biyolojik gelişmeler olmasına karşın, toplumsal cinsiyet özelliklerinden etkilenmektedir. Bu nedenle bu biyolojik gelişmelere bakış değişebilmektedir. Ayrıca farklı durumlar da kadınlık ve erkekliğe geçişi tanımlamada kullanılabilmektedir. Amaç: Bu çalışma, kadınlık ve erkekliğe geçişte kabul edilen olaylar ve ritüeller ile hemşirenin rolünü ortaya koymayı hedeflemiştir. Kapsam: Konu ile ilgili yürütülmüş araştırma ve derlemeler incelenmiştir. Sınırlıklar: Çalışmanın derleme olarak yürütülmesi sınırlılığını oluşturmaktadır. Yöntem: Konuya ilişkin literatür taranmıştır. Bulgular: Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından 10-19 yaş arası adölesan dönem olarak tanımlanmaktadır. Bu dönemde, birey seksüel olgunluğa erişmekte, çocukluktan erişikinliğe doğru geçmekte, sosyo-ekonomik açıdan da bağımlılıktan yarı bağımsızlığa geçmektedir (Taşçı 2006). Puberte ise bireyin fizyolojik olarak üreme kapasitesine ulaşmasıdır. Pubertede kadınlarda ovulasyon ve erkeklerde spermatogenez başlamakta ve bu şekilde üreme fonksiyonları kazanılmaktadır (SB 2007). Pubertal gelişimin özellikleri erkeklerde 9-13 yaşları arasında, kadınlarda ise 8-13 yaşları arasında başlamaktadır (Turan ve Ceylan 2007). Biyolojik olarak bakıldığında adölesan dönem, kadınlığa ve erkekliğe geçiş dönemidir ve kadınlar içinen belirgin olay menarş (Güvenç ve ark. 2014), erkekler için de üreme organlarının gelişmesi ve spermarştır (Lips 2008). Toplumsal cinsiyet, kadın ve erkeklerin, toplumsal hiyerarşideki konumlarının, cinsiyet farklılıklarına göre tanımlanmasıdır (Erol 2008). Kadınlık ve erkekliğe geçişte kabul edilen özellikler ve ritüeller de toplumsal cinsiyet özelliklerden etkilenebilmektedir. Kadınlığa geçiş; menarş, evlenmek, evlilikteki ilk gece kanı, anne olmak kabul edilirken; erkekliğe geçiş sünnet törenleri, askere gitme gibi özelliklerle tanımlanabilmektedir (Öncül 2007, Arı Hareketi 2008). Menarş, kadınları hem fizyolojik hem psikolojik yönden etkilemektedir. Menstürasyondan utanma duygusu yaygın olduğu için, menarş genellikle gizlilik içerisinde gerçekleşmektedir (Lips 2008). Menstruasyon algısı, kültürlerarası değişiklikler göstermektedir. Menstruasyon esnasında kadının kirli kabul edilmesi ve toplumdan uzak tutulması, yüzme, duş alma, diş tedavisi, spor gibi uygulamaların zararlı olarak kabul edilmesi gibi yanlış kabuller bulunmaktadır. Bu da bu dönemde yaşanabilecek sorunların büyümesine yol açabilmektedir (Turan ve Ceylan 2007). Menstruasyon ile ilgili tutum ve davranışlar, yaşamın ilk yıllarından itibaren şekillenmektedir. Bu nedenle mensturasyona yönelik bilgi ve sağlıklı alışkanlıklar, adölesan öncesi dönemde başlayacak bilgilendirmeler ile sağlanmalıdır (Demirel ve Terzioğlu 2003). Menarşın fizyolojisi ile ilgili bilgi verilmezse, menarş yaşam boyunca sürebilecek gerginlik, korku, utanma ve huzursuzluğa hatta ruhsal çöküntüye sebep olabilmektedir (Demirel ve Terzioğlu 2003, Turan ve Ceylan 2007). Mensturasyonu da içeren üreme sağlığı eğitimi, ailede başlamalı, okulda öğretmenler ve okul sağlığı hemşireleri tarafından sürdürülmelidir (Demirel ve Terzioğlu 2003). Kadınların menarşa hazırlıksız olduklarında endişeli oldukları gibi erkekler de ejekülasyona hazırlıksız olduklarında benzer yanıtı verebilmektedirler. Ancak erkekler genellikle ilk ejekülasyon deneyimlerine hazırlıksız olmakla birlikte buna negatif bir reaksiyon göstermemektedirler. Çoğunlukla, güçlü pozitif duygular hissettiklerini, üzgün ya da utanmış durumda olmadıklarını bildirmektedirler. Ancak kadınlarda olduğu gibi aileler bu konuda da çocuklarını yalnız bırakıp onlarla bu konuda iletişim kurmakta yetersiz kalmaktadır (Lips 2008). Erkekliğe geçişte ülkemizde kabul edilen en önemli olay ise sünnet olmaktır (Şanal ve ark. 2012). Hatta sünnet olmayan çocuk, erkekten sayılmamakta, sünnet olan çocuğa ise “artık erkek oldun” denilerek sünnetin önemi benimsetilmektedir. Sünnet, düğün ile kutlanmakta; sünnet düğünleri, evlilik düğünleri gibi görkemli yapılabilmektedir (Çağımlar 2011). Sonuç: Sonuç olarak kadınlığa geçiş olarak kabul edilen menarş, genel anlamda olumsuz olarak kabul edilmekte, kadınlar menarşı deneyimlediklerinde olumsuz duygular yaşamakta, menarşı nasıl karşılayacağını bilmemektedir ve bu durum toplumsal öğretilerden etkilenmektedir. Ayrıca menarşın kutlanmasına yönelik bir kutlamaya pek rastlanmamaktadır. Üreme fonksiyonun başlangıcı olan spermarş da benzer biçimde nasıl karşılanacağı bilinmeden yaşanmakla birlikte, deneyimleyen bireyde daha az olumsuz duyguya neden olmaktadır. Ülkemizde erkekliğe geçiş olarak sünnet kabul edilmektedir. Sünnetin acı verici bir girişim olduğu bilinmesine rağmen yapılan törenler ve hediyeler nedeniyle erkeklerin bu durumla baş etmesi kolaylaşmaktadır. Hemşire, kadınların menarş ve spermarştaki yalnızlığı ve hazırsızlık olmasının farkına varmalı ve gerekli eğitim ve desteği sağlamalıdır.

Anahtar Kelimeler: Erkeklik, Kadınlık, Toplumsal Cinsiyet, Üreme Sağlığı, Hemşirelik


 


Keywords: